Hurafe Deşifre Merkezi

Sofilere şirk öğreten kitap: Minah

Sofilere şirk öğreten kitap

1996 yılında Menzil Yayınları tarafından basılan, Seyyid sibgatullah el arvasi'nin yazdığı Minah isimli kitap, menzil cemaati müritlerine okutulmaktadır. Bu kitabın içeriğinde islam'a aykırı yönler bulunmaktadır. Örnekler aşağıda sıralanmıştır.

1- Put'a secde etmek 

Gavs (k.s) H.z’nin yüce meclislerinde, ihlas üzerine sohbet ediliyordu.Ben Halit-i Öleki, ihlası sordum. Cizreli Mevlana Ahmed (k.s)’in beytini okudu : Ku’ran ve ayetlere yemin ederim. Eğer meyhanenin piri Lat’a secde edin dese Müridler ona uyarlar. ” İhlas bu kadar mıdır ?” dediğimde. ” Bu kafi değilmidir ?” buyurdu. Sonra Gavs (k.s) bu fakire (Halid-i Öleki ) döndü : ” Sen ihlas hakkında ne diyorsun.” Ben de : ” Bana göre ihlas hadisi kutsinin dalalet ettiği gibi mürid, şeyhinin bütün sözleri, fiilleri, hareket ve sekenelerinin ancak Allah (c.c) rıza ve emri ile olduğuna yakınen inanmasıdır.” dedim. Gavs (k.s) bu cevabımı beğenerek ” Gerçek ihlas budur. Bundan başkası yukarıdaki dörtlük gibi ehl-i sekrin kelamıdır.” buyurdu. (Seyyid sıbgatullah arvasi: Minah 59 , Sayfa 62, Menzil yayınları 1996)

Bu paragrafta yazanlara göre ihlas demek, meyhanenin piri (Tariatın şeyh'i) Lat putuna secde etmeyi emretse sorgusuz sualsiz itaat etmekmiş. Şeyh put'a secde et derse müritler hemen itaat ederlermiş. Burada müritlere şu mesaj verilmiştir: "şeyhin münker emirlerine bile itaat edin, sorgulamadan ne diyorsa yapın, puta tapın dese bile ikiletmeden emri yerine getirin" İşte bu durum Allahtan başka rabler edinmenin tasavvuftaki karşılığıdır. Bu hataya düşenler Kuranda şöyle haber verilir.

Bilginlerini ve din adamlarını Allah'ın astından rabler edindiler. Ve meryem oğlu mesihi de. Tek ilah'a kulluk etmekten başkasıyla emrolunmadılar. Ondan başka ilah yoktur. O subhandır şirk koştukları şeylerden. [Tevbe suresi 31]

Peki rab edinmek nedir? Rab edinmeyi Elmalılı Hamdi'den dinleyelim: "Her hangi birini rab edinmiş olmak için ona rab adını vermiş olmak şart değildir. Allah'ın emrine uygun olup olmadığını hesaba katmadan, onun emrine uymak, özellikle dinin hususlarına ait konularda onu kural koymaya yetkili sanıp ne söylerse neyi emrederse doğru kabul etmek, ona uyduğu zaman Allah'ın emrine ters düşeceğini düşünmeden hareket etmek, onun emrini taparcasına yerine getirmek, onu rab edinmek ve tapmak demektir. [Elmalılı Hamdi Yazır, Hak dini kuran dili, Cilt 4, sayfa 318, zehraveyn yayıncılık]


2- Namazı terk etmek 

Sanırım, ihlasın en güzeli kendini zorlayarak değil, rıza ve zevkle olan teslimiyet, olduğuna işareten Gavs (k.s.) dedi: “Şeyhimizin etba’ından iki alim konuşuyordu, birisi diğerine dedi, eğer şeyh sana namaz kılmamanı emretse ne yaparsın? öbürü dedi; emre kerhen uyarım, soruyu soran alim dedi; ben gönüllü ve kalb hoşluluğu ile uyarım. [Seyyid sıbgatullah arvasi: Minah: 232, Sayfa:143 Menzil yayınları 1996]

Biraz önce şeyh puta tapın derse itaat etmek gerektiğini okumuştuk. Şimdi ise şeyh namazı bırakın derse itaat etmek gerektiği söyleniyor. Müritlerden birisi "istemeyerek namazı bırakırım" diyor, diğeri ise "gönül rızasıyla namazı bırakmalısın, şeyhin emrediyor sonuçta" diyerek yine rab edinmeyi öğretiyor. Halbuki müslümanlar münker emirlere itaat etmezler.

Müslümanlar marufu emreder münkerden nehy ederler. Yani iyiliği emredip kötülüğü yasaklarlar. Sofiler ise münker emre bile itaat etmeyi İhlas olarak sunmaktadır. Gerçek ihlas ise gönülden Allah'a bağlanıp onun emirlerine itaat etmektir.


Namaz kıldığı zaman, bir kulu engelleyeni gördün mü? [96/Alak 9-10]

Sofilere öğretilen bu itikadın amacı mürit edindikleri cahil insanlara şu itikadı benimsetmektir: " Bir gün şeyhin emriyle Allahın emri karşı karşıya gelirse siz şeyhin dediğini yapın, Kuran hükümleriyle kıyaslayıpta şeyhi sorgulamayın, aklınızı kullanmayın." İşte bu mesaj müritlerin bilinç altına işler ve şeyhi görünce karşısında el pençe dururlar, hatta kimisi çığlık atar, melek görmüş gibi davranır. Gördüğü kişi ise kendisinden hiçbir farkı olmayan, tuvalete giden bir beşerdir.

Sahabeler bile peygamberimizi görünce karşısında ezik büzük bir hal almamışlardır. Zaten böyle bir duruma peygamberimiz müsade etmezdi çünkü "Bana Allahın kulu ve rasulu deyiniz" (Buhari: Enbiya 48) diyerek kendini aşırı yüceltenlere cevap veriyordu. Hiçbir zaman "kainatın efendisi benim, yaratılmışların en hayırlısı benim" gibi şeyler demedi, kendini göklere çıkartmadı. Şeyhler ise hep kendilerini övüyor, aşırı yüceltilmekten haz alıyor, cennet vaad ederek halkın dini duygularını sömürüyor.

Peygamberimizin hayatından diğer güzel örnek ise karşısına gelip titreyen bir adama verdiği şu cevaptır: "Sakin ol kardeşim! Ben bir kral veya hükümdar değilim. Kureyş'ten güneşte kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum" (İbn mace: Etime 30) Ne kadar mütevazi bir cevap değil mi? Karşısındaki adam sakinleşsin diye kendini sıradan birisi gibi tanıtıyor. Peki aynı durum şeyhin başına gelse ne olurdu? Şeyh karşısında ezilip büzülen adam hoşuna gider, bastonunu uzatıp elini sıkardı, elini uzatmaya bile tenezzül etmezdi. İşte aradaki fark bu, bir tarafta alemlere rahmet olarak gönderilen peygamberin mütevazi tavırları, diğer tarafta şarlatan şeyhlerin kibirli halleri.

3- Rabıta yapmak

Rabıta, Sufiler tarafından İslama dahil edilen bir ibadet yöntemidir. Rabıta yapan kişi şeyhe ibadet etmiş olur. 19.yy öncesinde görülmeyen rabıta yapmak, Halidi Bağdadi'nin Hindistanda öğrenip ortadoğuya getirdiği bidattır. Minah kitabında Rabıta yapmak şöyle övülür:

Minah 11: Kalbi havatırdan korumak için yapılan rabıta şöyledir: Mürid, mürşidini başının üstünde oturuyor şeklinde düşünür. Çünkü bana açıklandığına göre, şeytanın vücuda girme yeri baş tarafındandır.  Minah 12 : Gavs (k.s), namazdan önceki rabıta şöyle olur dedi: Yalnız; namaza girmeden (iftitah tekbirinden) önce mürid, gafletin gitmesi için mürşidin bir elbise gibi bütün vücudunu kapladığını düşünür. Diğer vakitlerde mürid mürşidinin her an yanında olduğunu tasavvur ederse çok büyük fayda görür.  

Şeyhi kafasının üstünde oturuyormuş gibi düşünmek, namaza başlamadan önce şeyhin vücudunun kendisini kapladığını düşünmek, namaz dışında şeyhi hep yanındaymış gibi düşünmek rabıta yöntemleri olarak sunulmuştur. Bu bidat davranışlara sorulacak şey: Bu davranışı hangi ayetten veya hangi hadisten öğrendiniz? Hangi sahabe peygamberimizi kafasının üstünde otuyormuş gibi düşündü?" Yada şöyle soralım: Hangi aklı başında insan kafasının üstünde insan taşıdığını düşünür? Sebep olarak da şeytan girmesin diye. Şeytandan korunma yöntemi bu mudur? Kafamda şeyh oturuyor diye düşününce şeytan giremeyecek mi? Şeytandan korunma ayetleri ne güne duruyor? Öldükten sonra mezara mı okuyacaksınız? Halen hayatta iken okuyup dininizi öğrenmeniz gerekmez mi?

Şimdi rabıta yapmayı farz ilan etmek için uydurdukları bahaneleri okuyalım:

Minah 13 : Seyyid Taha (k.s) rabıtanın ehemmiyetini şöyle belirttiler: ”Zikirsiz rabıta ile Allah (c.c)‘a ulaşılır, ama rabıtasız zikir ile Allah (c.c)‘a ulaşılmaz. “Bu sözleri Gavs hazrertleri kabul ettiler. Bazen buyururlardı ki: ”Zikrin kalbi sultası altına alması şartı ile rabıtasız zikirle de Allah (c.c)‘a ulaşmak mümkündür. Lakin nadiren ulaşılır.” 
Minah 16 : Müridin rabıtası tam olursa hayattaki şeyhinin ruhaniyetinden iyi bir şekilde feyiz alır. Rabıtası tam olan müridin, şeyhinin vefatından sonra başka bir şeyhe gitmesine gerek yoktur. Rabıtası tam olmayanın, şeyhi vefat ettiğinde başka bir şeyhe gitmesi gerekir.  
Minah 17 : Gavs (k.s) Hz.; Rabıtanın önemini ve gerekliliğini belirtmek için: ”Rabıtaya devam ediniz, rabıtaya devam ediniz, rabıtaya devam ediniz !…” buyurur ve rabıtayı çok tavsiye ederdi.

13.minahta rabıta yapmadan Allahı zikretmenin boşuna olduğu söylenmiştir. Halbuki araya birini koyarak ibadet etmek şirk/ortak koşmaktır. Zaten mekkeli müşrikleri müşrik yapan şey de evliya dedikleri adamları Allah ile aralarına koymaları olmuştu. Evet, mekkeli müşrikler taşlara heykellere tapmıyordu, heykelin temsil ettiği adama tapıyordu. Nasıl tapıyordu? Secde ederek mi? Hayır! Rabıta yaparak, istiane ederek/yardım isteyerek, şefaat isteyerek kula kulluk ediyorlardı. İşte bu durumun aynısı günümüzde tasavvufçularda görülmektedir. Mekkeli müşriklerin amelleri aynen tarikatlarda mevcuttur.

16.minahta ise şeyh öldükten sonra da iletişime geçip dini destek vereceği yalanı söylenmiştir. İslam dininde ölülerin dirilerle iletişime geçmesi diye bir şey yoktur. Peygamberler bile şu anda ümmetin ahvalinden gafildir. Bunu neye dayanarak söylüyoruz? Tabi ki ayetlerin dediğini naklediyoruz. İsa peygamber ümmetinin şirke düştüğünü kıyamet gününde öğrenecektir. Muhammed aleyhisselam da mürted olanları kıyamet gününde öğrenecektir. Ayet ve hadis şöyledir:

Kıyamet günü sahabilerimden bir takım insanlar sağ taraflarından ve sol taraflarından yakalanırlar da ben ''onlar benim sahabelerim (bırakın onları)'' derim. Bana ''sen onlardan ayrıldığından beri onlar ökçeleri üzerinde geri dönmekte devam etmiş mürtedlerdir'' denilir. Ben de Allahın salih kulu meryem oğlu isa'nın dediği gibi derim: ‘’..Bana emrettiğinden başkasını onlara söylemedim. Benim de rabbim sizin de rabbiniz olan Allah’a kul olun (dedim). İçlerinde kaldığım müddetçe üzerlerinde tanıktım ama beni vefat ettirdiğin zaman onları gözetleyen sen oldun. Sen her şeye şahit olansın. Eğer onlara azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen üstün olan ve hikmetli hüküm verensin.’’ (Maide 117-118) [Buhari: 60/Kitabul Enbiya, Bab 50, No 117,  Cilt 7, Sayfa 3262, Ötüken Neşriyat, 1987 İstanbul]

17.minahta ise rabıtaya devam ediniz sözünü 3 kere tekrar ederek sanki çok önemli bir mesaj vermiş gibi anlatmışlardır. Bir müslüman hangi rabıtaya devam eder? Kıyamet günü rabıtasına, Allahın huzurunda hesap verme rabıtasına, cehennem rabıtasına. Yani Kuranda anlatılan gelecek haberleri düşünülür, bir müslüman kendisini Allahın huzurunda hesap veriyorken düşünür, mahşer kalabalığını ve akıbetim ne olacak korkusunu düşünür. Düşünecek bunca güzel şey varken neden şeyhi kafamızın üzerinde düşünelim, neden namaz kılarken şeyhi elbise gibi giyelim. Şeyhe rabıta yapmak Allah sevgisini köreltir, bütün sevgi şeyhte toplanır. Böylece şu ayetin muhatabı olur:

İnsanlardan kimisi Allah'ın yanısıra ortaklar edinir, onları Allah'ı sever gibi severler. İman eden kimselerin Allah'a olan sevgisi daha şiddetlidir. Zalim kimseler, azabı gördüklerinde bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının şiddetli olduğunu anlayacaklarını keşke görselerdi. [Bakara Suresi 165]

Ayette iman edenlerin Allah'a olan sevgisinin çok kuvvetli olması gerektiği bildirilmiştir. Allah'tan başka kişilerin sevgisini kalbinde barındıranlar ise ''Zalimler'' olarak tanımlanmıştır. Bu sevgi bazen karşı cinse tapmak şeklinde olabilir, bazen çocuğuna tapmak şeklinde olabilir, bazen de şeyhe tapmak şeklinde olabilir. Buradaki konumuz rabıta olduğu için şeyhe rabıta yapanlar Allahı geriye atmış olurlar. Zorda kalınca bile Allah akıllarına gelmez, "yetiş ya filanca" diyerek rabıta yaptığı kişiyi çağırır. Aynen Bakara 165.ayetteki durum tecelli etmiş olur.

Sonuç: Burada anlatmaya çalıştığımız şey, Kurandan uzak kalan müslümanların hurafelere mahkum kalacağını göstermektir. Şeyh, tarikat, tasavvuf gibi şeylerle halkımız gerçek islamdan uzak tutulmaktadır. Müritler dindar olduğunu zannederken kula kulluk etmeyi öğrenmektedir. Bu Minah kitabını okuyanlar kula kulluk etmekten başka birşey öğrenmezler. Dindar olmak isteyenler tasavvuf kitaplarını bırakıp Kurana dönüş yapmalıdır. Aksi halde kıyamet gününde şöyle diyeceklerdir: "Dediler: ‘’Rabbimiz! Şüphesiz biz sadatlarımıza ve büyüklerimize itaat ettik, böylece bizi yoldan saptırdılar.’’ Rabbimiz! Onlara azaptan iki kat ver, onları büyük bir lanete uğrat.'' [33/Ahzab 67-68]

Menzil cemaatinin hurafeleri bununla da sınırlı değildir. İpten tutarak tövbe almak (papazla günah çıkarmanın sufi versiyonu), gavsın çocuklarına köle olmak, gavsın köpeğiyim diyerek insanlık onurunu ayaklar altına almak gibi dehşet verici sapkınlıkları vardır. Kendi kitaplarından verdiğimiz örnekleri okumak için: Menzil Cemaati 

Bumudin/1.10.2017

4 yorum:

  1. İşinize gelmeyen sizi desteklemeyenleri yayınlamazsınız elbette, hiç mi yorum gönderen olmadı veya bu yazıları okuyan olmadı. İşiniz fitne çıkarmak, hele birkerede bu ülkedeki masonluk faaliyetleri için karalama yapın hiç görülmüş birşey değil çünkü sizin gibiler masonlar adına çalışıyorsunuz. Hedefiniz İslam'ı karalamak İslam'a adam kazandırmak değil.

    YanıtlayınSil
  2. Ben okudum ve çok beğendim. Kurandan ayetlerle desteklemeniz çok yerinde oluyor. Buraya yorum koymayan ancak bu yazıları okuyan etrafımda da birçok insan var. Sizi zevkle takip ediyoruz.Allah sizden razı olsun.

    YanıtlayınSil
  3. Hadi ordan cahiller hiç bir gerçek şeyh namaz kılma demez puta secde et demez onların işi kuranı ve sünneti yaşamak ve yaşatmaktır hem sen kim oluyorsun ki koskoca alım Seyyid sıbgatullah Arvasi k.s.a nın adını ağzına alıyorsun sen kime yapacaksan tap kuran ve sünnet yolunda olanları rahat bırak bilmiyorsan oku öğren ehli sünnete çamur atma haddini bil

    YanıtlayınSil
  4. Cımbızlama yoluyla kitaptan parça al. Şeyh namaz kılma dedi.Düşmanı dışarıda aramamak gerek.

    YanıtlayınSil

Bu konudaki görüşlerinizi yazabilirsiniz.