Kuran müslümanlığı hakkında bilgiler

Sahihi Buharide Geçen Uydurma Hadisler! Buharinin saçma hadisleri!

Uydurma hadisler

Buhari'de geçen saçma hadisler

"Atını kandıran adamdan hadis almazdı, hadis yazmadan önce zemzem suyuyla abdest alırdı, her hadisi peygambere sorup rüyada teyit ederdi, Kurandan sonraki en sahih kitap, hepsi sahih rivayetler..." gibi anormal övgülerle yüceltilen ve içinde hiçbir hurafe barındırmadığı iddia edilen Sahihi Buhari kitabını inceledik ve Kuran ile kıyasladık. Sonuçta bu övgülerin yersiz olduğunu gördük. Peygamberimizin ve sahabelerin ağzından çıktığı iddia edilen bazı sözlerin Kurana zıt, hatta dini bozan kötü niyetli söylentiler olduğunu fark ettik.

Günümüzde müslümanlıktan mü'minliğe terfi edememiş ve düşünme yetisini rafa kaldırmış, kulaktan dolma söylentilerle yetinmiş bazı kesimlere "Buhari" dendiği zaman akan sular durmakta, Kuran gibi vahiy olduğunu iddia etmekte, adı geçince salavat çekecek kadar değer vermekte, neredeyse namazda okuyacak kadar değer vermekte, Buhariyi son peygamber gibi görmektedir. İşte bu bozulma tarih boyunca devam etmiş, günümüzde ise ayyuka çıkmıştır. Öyle bir bozulma ki Kuranı hatim ederek sevap kazanan müslümanlar artık Buhariyi hatim ederek sevap umar hale gelmiştir. Bu duruma özellikle tarikat, şeyh, hoca efendi hazretleri gibi ifadeleri diline dolayan dinde aşırıcılar düşmektedir. Dindar olduğunuz sanarken aslında hurafeci olduklarının farkında değillerdir. (Bak: Cübbeli Ahmet Hurafeleri)

Buhari milattan sonra 810 yılında Özbekistan'ın Buhara şehrinde doğmuştur. Doğumu peygamberimizin vefatından 178 yıl sonraya tekabül etmektedir. Çocukluk ve gençlik yıllarını da hesaba katınca 200 yıl sonra Özbekistandan Medineye seyahat etmiş ve insanlara islam hakkında sorular sormuş, sahabeleri gören insanlarla muhatap olmuş ve "Sahabeler size peygamberimizden hangi sözleri aktardı? Sahabeler size islam hakkında neler söyledi?" gibi sorular yönelterek halk ile roportaj yapmıştır yani bir nevi gazetecilik yapmıştır. O dönemde yaygın olan inanışları, halkın dilden dile aktardığı hikayeleri, kötü niyetli kişilerin yaydığı dedikoduları ve doğru şeyleri de dinledikten sonra elinde 600.000 küsür hadis birikmiştir.

600 bin küsür hadis rivayetini de bir kitap haline getirmek için uydurma hikayeleri elemesi lazımdır. Tabi bu elemeyi kendi kapasitesi dahilinde yapmıştır. 7.275 tane hadis rivayetini beğenip sahihi buhari kitabını oluşturmuştur. Yani 600 bin hikayeden 592.725 tanesini çöpe atmıştır, sobada yakmıştır. Bir nevi "200 yıl sonra peygamberin ve sahabelerin sözlerini derledim, hepsinin doğru olduğuna kanaat getirdim, buyrun bu sizin yeni kutsal kitabınız" demiştir. Yeni kutsal kitabınız demese bile insanlar onu Kuranın önüne geçirerek ve "Kuran ile hadis çelişiyorsa hadisi tercih ederim, hadis Kuranı nesh eder" diyecek kadar sapıtarak kutsal kitap haline getirmişlerdir.

Burada insanın aklına gelen soru "592 bin küsür hadisi neye göre eledi, onların yanlış olduğuna kim karar verdi?" Bu soruyu görmezden gelenler "Buhari atını kandıran adamdan bile rivayet almamıştır, bir hadisin doğruluğunu teyit etmek için istihare namazı kılıp rüyada peygambere sormuştur" gibi cevaplar üretmişlerdir. Lakin bu kitaptaki rivayetleri Kuran ile kıyaslayınca durumun hiç de öyle olmadığı görülmektedir.

İşte çöpe atılan bu 592 bin rivayeti başkaları da dinlemiş ve onları da sahih ilan edenler olmuştur. Bunlardan birisi de Müslim'dir yani Kurandan sonra en sağlam kaynak denilen Buhariden sonra ikinci kitap. Böylece Buharinin beğenmeyip çöpe attıklarına Müslim sahip çıkmış ve "ben de bunların sahih olduğuna kanaat getirdim, bunlar da peygamber sözüdür" diye yeni dini kitap oluşturmuştur. Ayrıca hem Buharinin hem Müslim'in sahihliği konusunda ittifak ettiği bazı hadisler de "Buhari ve Müslimin ittifak ettiği hadisler" adıyla yeni bir kitap olarak karşımıza çıkmaktadır. Anlayacağınız Buhariye göre Müslimin seçtikleri sahih değil, Müslime göre de Buharinin seçtikleri sahih değil yani mevzu hadis, zayıf hadis.

Bu zayıf hadis teşhisini de raviye bakıp karar vermişlerdir. Adı geçen rivayetçi ne kadar sağlam isimler söylerse o kadar doğru kabul edilmiştir. Örneğin bir adam "Ben Hasan el basri'den işitttim, o da Ebu hureyreden işitmiş, o da Hz Ömerden işitmiş, Ömer demiş ki" diye bir senet zinciri uydurup kendi fikirlerini söylese onu ayırt edecek bir eleme mekanizması yoktur ve sahih olarak kitaplara geçecektir. İşte senet zincirine bakılıp sahih olduğuna karar verilmesi böyle kişinin insafına kalmıştır, pamuk ipliğine bağlıdır. Bu eleme mekanizması bizim için Kurana arz etme yöntemidir.

Hal böyle iken hadisler kişiye göre değişen sahihlerdir, bu sebeple hiç bir akıl sahibi insan bu rivayet kitaplarını kutsal kabul edemez, içinde yazanların yüzde yüz doğru olduğunu iddia edemez, bu kitaplara iman etmeyenleri dinden çıkmakla itham edemez, "hadis inkârcısı zındık" gibi ithamlarla yaftalayamaz. Çünkü Müslim de Buharinin sahih dediklerini kitabına almayarak bir nevi hadis inkârcısı olmuştur.

Doğru bakış açısı şudur: Hadis kitapları M.S 850 yıllarında yaşayan halkın din algısını bize gösteren zaman yolcusu kitaplardır. Dönemin kulaktan kulağa gezen söylentilerini günümüze aktarılmıştır. Doğruyu ve yanlışı, farklı dinlerin inançlarını barındırabilir. Mutlak kabul ile bakılmamalı ve şüphe ile bakılmalıdır çünkü 200 yıl sonra ortaya çıkmıştır ve daha önce kutsal kitapları değiştiren islam düşmanları Kuran üzerinde tahribat yapamayınca hadis uydurma yoluna gitmiş olabilir. Aşağıdaki örnekler de munafıkların uydurması şeyler olabilir, haham ve rahiplerin uydurması olabilir, eksik aktarılmış olabilir, islamın medeniyetini kıskanıp yozlaştırmak isteyenlerin uydurması olabilir, bu uydurma hadisler İslama dahil edilmek istenmiştir lakin bunları peygamberimize ve sahabelere isnad etmek onlara hakaret etmekle eş değerdir.

Biz Kuran müslümanlarının "Bu rivayetler peygambere ve sahabelere iftira ediyor, bunlar hadis değildir, bunları hadis kitaplarına islam düşmanları eklemiş olmalı" demesi tarikatçı hurafeci hocaları rahatsız etmekte ve "hadis inkarcıları peygambere yalancı diyor, Buharide geçen hadisleri bile inkar ediyorlar" ithamında bulunmaktalar. Oysaki "bu rivayetler hadis değildir, iftiradır" demek aslında peygamberimizi tenzih etmektir ve onun adına uydurulan sözleri deşifre ederek dinimizi bozulmalardan korumaktır. Bunu kendileri de bildikleri halde her derste müritlerine hadis kitaplarını överler ve "aklınızı kullanmayın, akıl değil nakil, siz Kuranı anlayamazsınız, Kuranı hoca efendiler anlar, mevlana gibiler anlar, biz ne anlatıyorsak iman edin kaynak falan sormayın " diyerek müslümanları Kuran okumaktan alıkoyarlar ve ümmetin geri kalmasına sebep olurlar. Oysaki hadis dediğin Kurana zıt olmaz, uydurma hadisler kendini belli etmektedir ve kabak gibi sırıtmaktadır. Tabi bunu fark edebilmek için zihnimizi evvela ayetlerle muhatap etmek gerekir, aksi halde beynimizde bir hurafeleri fark edecek bir süzgeç oluşamaz.

Kuranı anladığı dilde okuyup dinini öğrenen bir müslüman bilgi açısından üniversiteli genç gibi olur. Oysaki medresede sünnilik ve tasavvuf öğretilerini dinleyerek büyüyen bir genç ise her zaman ilk okul seviyesinde kalacaktır çünkü "akıl değil nakil" diyerek büyümüştür ve muhakeme etme, akıl yürütme, kıyaslama yapma yeteneğini rafa kaldırmış olduğu için hangi hadisin Kurana zıt olduğunu anlamaktan aciz kalacaktır.

Oysaki bir müslüman genci evvela kutsal kitabını okumalı ve aklını ayetler ile doldurmalıdır. Böylece bir rivayet işittiği zaman "Bu konuda rabbimiz şöyle buyurmuştur" diyerek Kuranda anlatılanı söyleyecek ve bu ilmi ona bir hurafelerden korunma seddi olacaktır. Bu seddi gören hurafeciler ise "armut gibi ayet sayıyorlar, bana ayet okuma, bırak o ayeti, hadisten delili yoksa 500 ayet getirseler kabul etmeyin" gibi Kuranı mehcur bırakan ifadeler dile getirirler. Bu yüzden peygamberimiz "Kuranı mehcur bırakarak ittihaz edindiler" (25:30) diyecektir, yani terk ederek benimsedi, yalnız bırakıp inandığını iddia etti, uzak durarak bağrına bastı... Aşağıdaki örneklerde bu hurafelerden korunma seddinin örneklerini görebilirsiniz.

Şimdi Buharide geçen uydurma hadisler başlıklı yazı hazırlamaya sebep olan o rivayetlere göz atalım ve müslümanlara "içinde hiç uydurma rivayet yok hepsi sağlam rivayetlerdir, hepsi sağlam hadislerdir, o kadar ulema bunların sahih olduğuna şahitlik etmiştir, o kadar evliya bunlara iman etmiştir" diyerek pazarlanan O kitabın içindeki hurafeleri görelim. Hazırsanız başlayalım.

Buhari'de Geçen Uydurma Hadisler!

1) Peygamberin tükürüğünü kapışan sahabeler
2) Cehennemden çıkış inancı
3) Kuran anlatıp para almak
4) Kertenkele öldürüp sevap ummak
5) Maymunun zina ettiğini sanmak
6) Ayeti keçi yedi Kuran eksildi iftirası
7) Din değiştireni öldürmek
8) Sanatı haram etmek
9) Kadınları cehenneme göndermek
10) Dünyanın balığın sırtında olması
11) Allahın bacağını açması
12) Allah zamandır iddiası
13) Peygamberi unutkan göstermek
14) Sorguya çekilenler cehennemlik ilan etmek
15) Ailesi ağlayınca ölüye azap edilmesi
16) Ayın yarılması
17) Sahabelere azil iftirası
18) Acve hurması yiyen zehirlenmez
19) Güneş çarpmasına karşı deve sidiği


1) Peygamberin tükürüğünü kapışan sahabe

İddia: Vallahi Muhammedin ashabı, O ağzından birşey tükürdüğü zaman tükürük yere düşmeden önce havada yakalayıp bereket için yüzlerine ve vücutlarına sürerlerdi. (Buhari, Şurut 15)

Cevap: Peygamberin tükürüğünü kapışan sahabe masalı, insanların mesaja değil mesajı getiren elçiye odaklanmasını sağladığı için gizli putlaştırmaya sebep olmaktadır. Bu iddianın amacı peygamberi melek gibi gösterip onun adına düzülen yalanları kabul ettirmektir. Sahabelerin bile sümkürüğünü kapıştığı insanın bu hadisini nasıl kabul etmezsin diyerek putlaştırmaya gitmişlerdir.

Yani parmağın işaret ettiği yere bakmayıp parmağa takılı kalmışlardır. Peygamberimiz parmağıyla deveyi işaret etse bu zihniyet "ne mübarek parmak, yumuşacık teniyle nasılda işaret ediyor" diyerek alakasız yorumlar yaparlar. Peygamberimiz "işaret ettiğim yere bakın avanaklar" dese hurafeciler yine "ne mubarek sesi var, o güzel sesiyle bizle muhatap oluyor ne şanslıyız" diyerek asıl konuya odaklanmazlar. İşte bu zırva hadis de peygamberin getirdiği mesaja değil onun sümüğüne talip olmaktadır.

Peygamberin sümkürüğünü kapışıp vücuduna sürmek tam bir putperestlik örneğidir. Kuranda "elbiseni temiz tut" (74:4) buyruluyorken bir necaseti bereket için sürmek kadar abes birşey yoktur. Hele ki peygamberimizin bu putlaştırmaya izin verdiğini söylemek tam bir fiyaskodur. Böyle bir olay yaşansaydıevvela peygamberimiz "ne yapıyorsunuz, beni de mi put ediniyorsunuz, burnumdan çıkana mı talip oluyorsunuz, pislik misiniz" diye karşı çıkacaktır.

Lakin sünniler bu uydurma hadisi beğenip hadis diye okumaktadır. Tarikatlar gibi hurafeyuvaları da bu putlaştırma vesilesi olan uydurma hadisleri müritlerine şevkle anlatıp, beyinlerini yıkamakta ve bir müddet sonra müritlerin şeyhlerinin tükürüğünü kapışacak hale gelmesine sebep olmaktadır. Önce peygamberin tükürüğünü kapışan sahabe masalı uyduruyorlar sonra kendi şeyhleri de tükürüğünü kapıştıran bir puta dönüşüyor. Halkı aptallaştırmak ve kendilerine tapındırmak için uydurma hadislere ihtiyaç duyuyorlar.

2) Cehennemden çıkış yanılgısı!

İddia: "Peygamberin şefaati ile bir kısım insanlar cehennemden çıkacak ve cennete girecektir. (Buhari, Rikak 513) "Şefaatim ümmetimden büyük günah işleyen kimseleredir." (Tirmizi: 38/Kıyamet,11(2436), İbn Mace: 37/Zühd, 37(4310)

Cevap: Kuran boyunca tekrar edilen şeylerden birisi de cehennemin kalıcı azap yeri olduğudur. Hiçbir ayette cehennemden çıkıp cennete gidileceğinden bahsedilmez. Aksine oraya gidenlerin artık çıkamayacağı haber verilir.

Delil 1: YAHUDİLERİN CEHENNEMDEN ÇIKMA İNANCI
Kuranı Kerimde yahudilerin "bize ateş ancak sayılı günler dokunur" dediği söylenmiş yani "günahımız kadar yanıp çıkarız" demişlerdir. Bu sözleri günümüzdeki mezhepçi hadisçi müslümanların sözleriyle birebir aynıdır. Bakalım bu iddiaya nasıl bir cevap gelmiştir.

"Ve dediler: Sayılı günlerden başka bize ateş dokunmaz. Deki: Siz Allah katından ahd mi aldınız? Öyleyse Allah değiştirmez ahdini. Yoksa Allaha bilmediğiniz birşeyi mi söylüyorsunuz? Aksine kim günah kazanırda hataları kendisini kuşatırsa (günahları ağır gelirse) artık onlar ateş ehlidir. Onlar orada devamlı kalıcıdır." [2/Bakara 80-81]


2:80-81 ayetlerinde yahudilerin cehennemden çıkış inancı eleştirilmiş ve günahı ağır gelenlerin oradan çıkamayacağı haber verilmiştir. Bu cevabı gören bazı insanlar "Bu ayet yahudilere inmiş, onlara çıkamazsınız denmiş, biz müslümanız yanıp çıkacağız" demektedir. Halbuki bu iddiayı kimin ortaya attığının önemi yoktur, asıl önemli olan verilen cevaptır ki bu cevaplar sayesinde müslümanlar islamı öğrenmiştir. Yahudilerin cehennemden çıkma inancına karşı Bakara 180-181 ayetler inmiş ve sahabeler artık oradan çıkış olmadığını öğrenmiştir. Sadece bu cevap da değil, başka ayetler de çıkış olmadığını söylemektedir.

Delil 2: PEYGAMBERİMİZİN YETKİSİNİN OLMAMASI!
Uydurulmuş dinde peygamberimiz sanki dinin sahibiymiş gibi görülür, peygamberin de şeriat koyucu olduğu söylenir, peygamberin cehennemdeki insanları çıkarma yetkisi olduğuna inanılır. Halbuki yüce Allah şöyle demiştir:

''(Ey Resulüm!) Hakkında azap hükmü verilenleri sen mi ateşten kurtaracaksın? '' (39/Zumer Suresi 19)


Peygamberimiz çok içli bir insan olduğu için kimsenin cehenneme gitmesini istemiyordu ve günahkarlar için dua ediyordu. Bunun üzerine Hz. Nuh kendi evladını kurtaramadı, sen cehennemlik olmakta ısrar edenleri mi kurtaracaksın anlamında 39:19 ayeti indi. Böylece peygamberimiz görevinin sadece tebliğ etmek olduğunu ve kimseyi kurtarmak gibi görevinin olmadığını anladı çünkü hidayet vermek Allahın elindedir, kimin hidayete layık olduğunu ise en iyi Allah bilmektedir. Biz bir insanın kafasından geçen düşünceleri bilmeyiz lakin Allah herkesin kalbini bilir. Bu yüzden samimi olmayan kibirli tiplere hidayet nasip etmez.

Kuran ile uyumlu bir hadis rivayetinde peygamberimiz kendi ailesine "kenidinizi ateşten koruyun benim sizi kurtarmaya yetkim yok" demiştir.

“Ey Muttalib’in kızı Safiye, Ey Muhammed’in kızı Fatıma, Ey Abdulmutalib oğulları… Allah’a karşı sizin için yapabileceğim bir şey yok ama malımdan istediğiniz kadar alabilirsiniz.” [Tirmizi: Tefsir 27 (3184)]


Sünniler Kuran ile uyumlu hadisleri kabul etmek yerine Kurana zıt hadisleri kabul ederler ve bunun sonucunda islamdan farklı bir dine inanmış olurlar ancak kendilerini çok dindar müslümanlar sayarlar, halbuki inançlarını Kurana arz ettiğimizde farklı bir din olduğu görülmektedir ki şu anda okuduğunuz "Buharide geçen uydurma hadisler" yazımızdaki örneklerden görüleceği üzere sünnilik şiilik gibi mezheplerin inanış ve hükümler bakımından kendi şahsına munhasır farklı bir din olduğu görülmektedir. Buna rağmen hocalar müslümanları mezheplere davet etmektedir.

DELİL 3: GÜNAHI AĞIR GELENLER CEHENNEME GİDECEKTİR
"Eğer yasakladığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük kusurlarınızı örteriz ve sizi kerim bir yere (cennetlikler arasına) dahil ederiz." (4/Nisa 31)

"Artık kimin (sevap) tartıları ağır gelirse işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Ve kimin tartıları hafif kalırsa işte onlar kendilerini hüsrana uğratanlardır. Cehennemde baki kalırlar. Ateş onların yüzlerini yalar ve orada (pişmiş kelle gibi) dişleri sırıtır. (23/Mu’minun 102-104)


4:31 ve 23:102 ayetlerine baktığımız zaman küçük günahlarımızın bağışlanacağı haber verilmiştir. Bu küçük günahlarımız da meleklerin şefaati ile affedilecektir. Büyük günahların affedilmesiyle alakalı hiçbir delil yoktur. Rivayetler cehennemden çıkışın mümkün olduğunu söylerken ayetler mümkün olmadığını söylemektedir. Hangisine inanacağız, Hz. Muhammede vahyedilen Kuranı kerime mi yoksa peygamberin vefatından 200 yıl sonra yazılan ve hadis denilen rivayetlere mi inanacağız? Bir konuda apaçık ayet bizi aydınlatıyorken onu bırakıpta rivayete inanmak bir müslümana yakışmaz ve Allahın indirdiği dini beğenmemek olur.

DELİL 4: MÜSLÜMANLARIN DUASI
Geceleri Rablerine secde eder ve kıyama dururlar. Onlar şöyle derler: “Ey Sahibimiz! Cehennem azabını bizden uzaklaştır. Onun azabı çekilmezdir. Orası o ne kötü kalma yeri, ne kötü yerleşme yeridir. (25/Furkan 64-66)


Peygamberimiz zamanındaki müslümanlar hiçbir zaman "günahımız kadar yanıp çıkarız, şu günahı da işleyelim" dememiştir. Aksine "Cehennem azabını bizden uzaklaştır, onun azabı çekilmezdir" diyerek hiç girmek istememişlerdir. Eğer peygamberimiz sahabelere günahınız kadar yanıp çıkacaksınız diye öğretmiş olsaydı bunun mutlaka bir ayette geçmesi gerekirdi. Zira peygamberimiz de kendisine inen ayetlere uymuştur.

Sonuç olarak görüyoruz ki Kuranı Kerimin hiç bir ayetinde cehennemden çıkış inancı yoktur, günahı ağır gelenler sonsuza kadar orada kalacaktır. Bu yüzden büyük günahlardan kaçınmak ve küçük günahları hafifletecek sevaplar işlemek gerekir. Zira hiç birimiz melek değiliz ve bilip bilmediğimiz günahlarımız olabilir, bu günahları hafifletmek için namaz kılmalı, sadaka vermeli, ramazan orucunu tutmalı, kul hakkı yememeye özen göstermeli, çevremize saygılı olmalı, müslüman profilini hayatımızda gösterip güzel örnek olmalıyız. Böyle olmayıpta hırsız, arsız, uğursuz olursak günahlarımız ağır gelir ve bizi hiçbir şefaat bizi Allahın elinden kurtaramaz.

3) Kuran okuyup para almak!

İddia: "Peygamber dedi ki: Ücret almakta en haklı olduğunuz konu kitabullah'tır.(Buhari, icare 16)

Cevap: Peygamberlerden hiç birisi Allahın kitabını anlattığı için para istememiş, aksine ücret tekliflerini red etmişlerdir. Aksi halde ticarete dönüştüğü için tebliğin bir sevabı kalmaz. Bütün elçiler şöyle demişlerdir: "Tebliğime karşılık sizden hiç bir ücret talep etmiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin rabbi katındadır." (Şuara 127) diyerek islama davet etmenin karşılığının dünyada değil ahirette alınacağını söylemişlerdir. İnsanlık tarihi boyunca gelmiş bütün peygamberlerin hepsi islama çağırmıştır ve hiçbir ücret talep etmemiştir. Hal böyleyken peygamberin böyle bir cümle kurması düşünülemez.

4) Kertenkele öldürüp sevap kazanmak!

İddia: Kertenkeleyi bir vuruşta öldürene 100 sevap vardır. Çünkü kertenkele, Hz. İbrahim ateşe atılınca diğer hayvanlar gibi su taşımayıp yanmasını istediği için üflemiştir. Bu yüzden kertenkele fasıktır.''(Buhari: 7/3150, Müslim: 2240/147 )

Cevap: Kertenkeleden korkan bir adamın uydurduğu yalanın peygamber sözü zannedilip kitaba alınmasıyla karşımıza çıkan kertenkele masalında bir vuruşa 100 iyilik sevabı, iki vuruşa 50 iyilik sevabı veriliyor.
+ Peki neden? Kertenkele ne günah işlemiş ki nesiller boyu öldürülmeye mahkum olmuş?
- Hz. İbrahimi öldürmek istediği için lanetlenmiş, herkes ateşe su taşırken o üflemiş.
+ Peki neden tevhid ehli büyük bir peygamberi öldürmek istiyor? Müşrik mi bu keler? Velev ki bu masal gerçekten yaşanmış olsun, dedesinin suçunu bu günkü keler niye çekiyor? Dedesinin günahınından torunları da suçlu mu? Bu mantıkla gidersek peygamberin atıldığı ateşe üfleyen kertenkelenin bütün soyu lanetleniyor ise peygamberi ateşe atan insanın da bütün soyu lanetlenmesi gerekmez mi?
- Cevap yok.
+ İşte bu akıl mantık soruları sayesinde uydurma hadisleri ayırt edebiliriz. En sahih olarak sunulan kitapta geçiyor diye aklımızı rafa kaldırırsak insan olma özelliğimizi kaybedip dilini çıkarıp soluyan köpekler gibi (7:176) oluruz. Hadislere iman etmek (şüphe etmeden inanıp güvenmek) insanın akli melekelerini devre dışı bırakarak hayvan derecesine indirmektedir. Kurana iman etmek ise kafayı çalıştırıp aklı kullanarak insan derecesine yükseltir. "..Allah aklını kullanmayanı pislik içinde bırakır." (10:100)

5) Zina eden maymun masalı

İddia: "Amr ibn Meymûn şöyle demiş: Ben Câhiliyet devrinde zina etmiş olan bir maymunun üzerine birçok maymunların toplanmış olduklarını gördüm. Maymunlar o zina eden maymunu recm ettiler. Ben de o maymunlar topluluğunun beraberinde zina eden maymuna taş attım." [Buhari: 63/Menakibul ensar 26 (68)]

Cevap: Maymunlar bile zina edeni taşlıyorken biz insanlar neden taşlamayalım demek için uydurulan maymunun recmi masalı, yine aklını kullanmayan insanları hedef alan şeytani bir hikayedir. Güya bir adam maymunların bir maymuna eline geçen şeyleri attığını görüyor, bizim zeka küpü ibni meymun da "vay be ne dindar hayvanlari demek ki zina ettiği için taşlıyorlar, ben de yardım edeyim de günahkar maymunu öldürelim" diyor ve sürüye katılmak isteyen genç yabancı maymunu öldürüyorlar. Akla ziyan bu hikayenin Buhariye eklenmiş olmasını sorularla islamiyet isimli sünnilik sitesi şöye savunuyor:



Her hurafeye bir kılıf bulan sorularla islamiyet isimli sünnilik savunma sitesi, maymunun recmi konusunu da "bu hikaye ile recmin ne kadar doğal olduğu gösterilmiştir, hayvanlar bile zina edeni taşlıyor" diyerek müslümanların aklıyla alay etmişlerdir. Zira taşlayarak öldürme cezası hiç de doğal değildir. Kuranda müşriklerin peygamberleri taşladığı haber verilir. Üstelik zina cezasının 100 kırbaç (24:2) olduğu da geçer. Şu halde hadislerden din arayanlar hem Kuran ayetlerini mehcur bırakırlar hem de akıllarını mehcur bırakırlar.

6) Ayeti keçinin yemesi

Uydurma hadis: "Andolsun ki recm etme âyeti ve yetişkin kişiyi on defa emzirme (sebebi ile nikâhlamanın haramlığı) ayeti indi ve bu âyetler yatağımın altındaki bir yaprakta (yazılı) idi. Resûlullah vefat edip biz O'nun defin işlemleriyle meşgul olunca, beslediğimiz bir keçi odaya girip o yaprağı yedi." [İbn mace: 9/Nikâh, Bab: 36, No: 1944)]

Uydurma hadis: "Eğer insanların "Ömer Allahın kitabında artırma yaptı" demeleri olmasaydı ben muhakkak recm ayetini kendi elimle mushafa yazardım." [Buhari: 94/Kitabul Ahkam, Bab 21, No:31]

Uydurma hadis: Uzun zaman sonra ''Allah'ın kitabında recm ayeti bulamıyoruz'' diyerek Allah'ın indirdiği farzı terk etmenizden korkarım. Evli olduğu, delil olduğu, itiraf olduğu zaman kadına ve erkeğe recm haktır. Vallahi insanlar ''Ömer Allah'ın kitabına ilave yaptı'' demeyecek olsaydı recm ayetini de yazardım. [Buhari: 87/Muharibin 15, No: 25]

Cevap: Sünnilerin en büyük yalanlarından birisi de "recm ayetini keçi yedi, Kuran eksildi ama hükmü devam ediyor" iddiasıdır. Biraz önce maymun masalıyla recmi islama sokmaya çalışmışlardı, şimdi de "ayeti keçi yedi onun için Kuranda recm yok" diyorlar. Maymunlara keçilere bile iftira atark dinimize yahudilerin şeriatını sokmaya çalışıyorlar. Bu iftiralar ile hem elimizdeki Kuranın eksik olduğunu yani kutsal kitabın tahrip edildiğini söyleyerek Kurana olan güveni sarsıyorlar hem de bu zamana kadar yapılan hatimlerin eksik olduğunu söylüyorlar, haşa ve kella. Hadisçilerin Kurana yaptıkları bu iftiralardan beriyiz.

Aişe validemizin ağzından uydurulan hadiste hem recm hurafesini hem de yetişkin adamı emzirme hurafesini keçinin yediği söyleniyor. İki tane sırıtan yalanı ard arda eklemişler. Birincisi yetişkin bir adam yetişkin bir kadını emerse zina olur çünkü süt annesi sayılaması için bebekken emzirmesi gerekir. Büyüdükten sonra emmesi adamın canına minnet olur, kocasının gözü önünde zina yapmış olurlar. İkincisi recm ayetini keçinin yemesi, yani elimizdeki Kuranın eksik olduğunu söylemesi ve Kurana olan güveni sarsması.

Bununla da yetinmemişler, Aişe validemizin ağzından uydurdukları hadisi desteklemek için Hz. Ömerin ağzında da hadis uydurmuşlardır. Güya Ömer "halktan korktum da keçinin yediği recm ayetini Kurana ekleyemedim, ileride Kuranda recm bulamıyoruz diyenler çıkacak" demiş. Minareyi çalan kılıfını hazırlar misali, kendi yalanlarını başka bir yalanla desteklemişler.

İlerde şöyle diyenler çıkacak sözüyle başlayan ne varsa hepsi din tüccarlarının uydurmasıdır. Bu örnekte "ileride Kuranda recm bulamıyoruz diyenşer çıkacak" demişler, başka bir zırva hadiste ise "ileride Kuran yeter diyenler çıkacak" demektedir. Yani İslamda olmayan şeyleri ekledikten sonra sağlama almak için "ileride şunu diyecekler" diyerek peygamberin gaybdan haber verdiğini söylemişler. Çünkü daha kendi zamanlarında bile Kuranda yok diyenler olmuş, onları da dinsiz, zındık, peygamber düşmanı ilan ederek dışlamışlardır.

Bu iddialar aslında Kuranın korunduğunu da göstermektedir. Eğer Kuran korunmamış olsaydı bugün sünnilerin uyduruk hadislerini ayet olarak okuyor olurduk. Maymunun recmini, keçinin ayet yemesini hadis olarak uydurmak zorunda kalmadan recm ayeti uydurup ekleyebilirlerdi. Kuranda recm olmaması Kuranın korunduğuna en büyük delildir. (Bak: Hazreti keçi ayeti yedi)

7) Din değiştireni öldürmek

İddia: “Kim dinini değiştirirse öldürün” (el-Buhârî 6922)

Cevap: En sahih dedikleri kitaptan yine bir hurafe ile karşılaşıyoruz. İnsanın neye nasıl inancağı kişisel bir konudur. Bu yüzden peygamberimiz tebliğ edip bırakmış, zorlamamış, benim gibi inanmazsan seni gebertirim dememiştir.

"Onların söylediklerini çok iyi bileniz. Sen onların üzerinde asla zorba değilsin. Tehdidimden korkanlara Kuranla öğüt ver! (50/Kaf 45) ayetinden din seçimi hakkında peygamber sünnetini öğreniyoruz. Ayrıca Kuranda mürted olmakla ilgili ayete baktığımız zaman iki kere dnden çıkıp küfürde ileri gittiğini de görüyoruz.

''Şüphesiz iman eden sonra inkar eden, sonra iman edip yine inkar eden sonra da küfürlerini artıranlar varya, Allah onlara ne mağfiret eder nede yola hidayet eder. [4/Nisa Suresi 137]

Eğer peygamberimiz "din değiştireni öldürün" diyerek inanç hürriyetine baskı yapsaydı "sen bir zorba değilsin, Kuranla öğüt ver, iman ettikten sonra küfre sapanları Allah bağışlamayacak" ayetleri gelmezdi. Dinimizi Kurandan öğrendiğimiz zaman insanların inanç esaslarına, giyimine, yemek kültürüne baskı yapılamadığını anlıyoruz. Hiç ayete bakmadan empati yapsak fıtratımız "senin gibi inanmadığım için beni öldürme hakkını nereden buluyorsun" diyecektir.

8) Sanat düşmanlığı

Uydurma Hadis: “Kıyamet gününde en şiddetli azaba uğrayacak olanlar elle resim yapan ressamlardır.” (Buhârî 5950)

Cevap: Kurana göre en büyük günahlar; şirk, katl, zina olarak sayılmıştır. (25:68) Ayrıca cehennemin en alt katına münafıkların atılacağı söylenmiştir. (4:145) Ve firavunun azabın şiddetlisine atılacağı da söylenmiştir. (40:46) Şu halde ahirette en şiddetli azap munafıklara ve müşrikleredir. Resim çizenlere azap uydurması ise yeteneği olmadığı için resim çizemeyen ve ressamları kıskanan bir adamın ortaya attığı dedikodu olabilir. 200 yıl sonra horasan bölgesinden medineye gelip hadis avcılığı yapanlar yine kişisel görüşleri peygamber sözü sanmıştır.

9) Kadınları cehenneme gönderen hadis

İddia: Kadınlar arasında iyi kadın ancak yüz karga içindeki bir tek alaca karga gibidir. (Buhari 9/1391) “Benden sonra erkeklere kadınlardan daha zararlı bir fitne sebebi bırakmadım.” (Buhârî Nikâh 17; Müslim Zikir 97 98. Ayrıca bk. Tirmizî Edeb 31; İbni Mâce Fiten 31)

Cevap: Bir genelleme yaparak bütün kadınları kötü ilan eden, iyi kadınları ise %1 ilan eden bu hurafe sebebiyle kadın düşmanlığı baş göstermiştir. Erkek egemen toplumlarda kadına değer verilmemiş, fikirlerine saygı duyulmamış, hatta Celaleddin Rumi gibi sufiler "kadında ve çocukta akıl yoktur, ne derse tersini yapın" (Mesnevi, cilt 2, sayfa 563) diyerek bu kadın düşmanlığını alevlendirmiştir.

Kuranda kadınlarla ilgili ayetlere baktığımızda tıpkı erkekler gibi aynı emirlere muhatap olduklarını ve dindarlık konusunda hiçbir fark olmadığını görüyoruz. Çünkü kadın ve erkek arasında insanlık bakımından fark yoktur, cinsiyet farkı bir genelleme yapmayı gerektirmez. Erkekte de kadında da beyin ve kalp vardır. Takva derecesine göre beyni ve kalbi daha iyi çalışan insanlar olabilir.

"Erkek ve kadından kim mü'min olarak bir iyilik yaparsa şüphesiz onu temiz bir hayatla yaşatacağız. Karşılıklarını da muhakkak yaptıklarının en güzeliyle vereceğiz." (Nahl Suresi 97) ayetinde kadın ve erkek dindarlık bakımından eşit tutulmuş, kim daha iyi amel işlerse cenneti hak eder diyerek sonu lütuf olacak bir yarışa sokulmuştur. Yarışanlar salih amel yarışına girmelidir, erkekle kadını yarıştırma yarışına değil.

10) Dünyanın balığın sırtında olması

İddia: Dünya balığın sırtındadır. Cennete girecekler ilk olarak bu balığın ciğerinden yiyecekler. (Buhari 3/31)

İddia: "Dünya öküzle balığın üstündedir." ( Hâkim, Müstedrek, Beyrut, 1411/1990, 4/636; el-Munzirî, et-Terğib ve’t-Terhib, Beyrut, 1417, 4/257)

Cevap: M.S 800 lü yıllarda yaşayan insanlar, bilimsel veriler olmadığı için dünyayı balığın sırtında sanmışlar, balık kımıldayınca deprem olduğunu düşünmüşlerdir. Dünyanın uzay boşluğunda durması ve güneşin etrafında dönmesine Kuranda işaret (36:38) edilmesine rağmen halk efsaneleri daha baskın gelmiştir. Hadisçiler de yine halk efsanelerini hadis zannedip yazmışlardır. (Bak: Yuvarlak dünya)

Dünyanın balık ve öküz sırtında durma hurafesini savunan sünniler "o zamanlar balıkçılık ve çiftçilik olduğu için mecazen balık ve öküz demişler" diyerek bükerler. Oysa mekkede balıkçılık yaygın değildi, ayrıca bu balığın ciğerinden yedikten sonra cennete gireceği de bunun geçimle mecazla alakası olmadığını gösteriyor. Halk efsaneleri Buharide geçiyor diye böyle alakasız yorumlar, eğip bükmeler yapmaya gerek yok.

Sünnilerin diğer savunması "bu hadis kuranda geçseydi yine inkar edecek miydiniz" oluyor. Cahil halkın görüşlerini Kuran ile kıyaslayarak henüz mümin aşamasına gelmediklerini gösteriyorlar. İlk okul çocuğunu yüksek lisans sınavına sokmak ile, hadisler Kuranda geçseydi demek aynı şeydir. Hadisler ilk okul seviyesidir, ayetler doktora seviyesidir. Kuranın her dediği bilime ışık tutmakta, hadisin söylediği ise orta çağın cehaletini ortaya koymaktadır.

11) Allahın bacağını göstermesi

İddia: Ebû Saîd el Hudrî şöyle demiştir: Ben Peygamber'den işittim, şöyle buyuruyordu: "(Kıyamet günü) Rabbimiz bacağını açar, derhâl O 'nun azametine her mü'min ve mü'mine secde eder. Yalnız dünyâda insanlara göstermek ve halka işittirmek için secde eden secdesiz kalır. Gerçi öylesi de secde etmeye gider, fakat onun sırtı tek bir tabakaya döner" [Buhari: Tefsir 328 (439)] "Allah ahirette peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.” (Müslim, İman 302; Müsned, 3/1)

Cevap: "Bacağın keşfedileceği gün Secdeye davet edilirler artık güçleri yetmez." [Kalem Suresi 42] ayetinde bacağın görünmesinden kasıt Allahın bacağı değil müminlerin bacağıdır. Yani"secde eden bacakların ortaya çıkacağı gün" anlamına gelmektedir. Hadisler Kuranı tefsir eder diyerek bu hadise baksaydık Allaha bacak isnad edecektik haşa.

12) Allahın zaman olması

İddia: Allah zamandır. (Buhari edep 101)

Cevap: "Dediler ki: "Bu (hayat), dünya hayatımızdan başka bir şey değildir. Ölür ve yaşarız. Bizi zamandan başkası helak etmiyor...[45/Casiye 24] ayetinde zamana tapanlardan bahsedilir. Bu ahiret inkarcılarının "Allah zamandır" düşüncesi hadis olarak karşımıza çıkmaktadır.

Gazali, Dehriler (zamancılar) hakkında şunları söylemiştir:"Bunlar, en eski filozoflardan bir zümredir. Kâinâtı idare eden ve herşeye muktedir olan bir yaratıcının varlığını inkâr etmişlerdir. Âlemin bir yaratıcı tarafından değil de, öteden beri kendiliğinden mevcut olduğunu, canlının meniden, meninin canlıdan vücûda geldiğini, böylece ebedî olarak devam ettiğini iddia etmişlerdir ki, bunlar zındıklardır." (İmam-ı Gazzali, el-Munkızu mine'd-Dalâl, Çev. A. Subhi Furat, Dalâletleri Hidâyete, İstanbul (t.y.), 48)

13) Peygamberin unutkan olması

İddia: “Size, onları bulursanız, ikisini de yakın, dedim, ama yakmayın. Çünkü, ateşte yakma cezasını yalnızca Allah verir. Siz bu iki kişiyi yakalayıp öldürün yalnızca. (Buhari, Cihad/107,149; Ebu Davud, Cihad/122, hadis 2674; Tırmizi, Siyer/20, hadis 1571)

Cevap: Peygamberimizin katillere önce "yakın" demesi, sonra "vaz geçtim kılıçla öldürün" demesi onu Kurandan habersiz gibi göstermektedir. Kendisine Kuran inen peygamberimiz, Hz. İbrahimin ateşe atılması kıssasını (21:68-69) hatırlar ve yakarak öldüremenin müşrik özelliği olduğunu bilir.

14) Sorguya çekilenlerin cehenneme gitmesi

İddia: Peygamber: Kıyamet günü kim hesaba çekilirse azap görür diye buyurdu. Ben: Allah “Hesap defteri sağ eline verilen kimsenin hesabı kolayca görülür” buyurmuyor mu? dedim. ‘Hayır, O arzdır, kıyamet günü kim hesaba çekilirse azap görür’ diye buyurdu.”(Buharî, Rikak, 49; Müslim, Cennet,79 “h. No:2876”)

Cevap: Kıyamet günü hesaba çekilmek peygamberlerin de başına gelecek bir olaydır. Hesap sorma ve gerçeğin açığa çıkması için Allah soracak, kullar cevaplayacaktır. "Elbette kendilerine elçi gönderilenleri de elçileri de sorgulayacağız." (7/ Araf 6) ayeti herkesin sorguya çekileceğini haber verir.

Amel defterini sağından alanlar da şahitlik etmek için hazır bulunacaktır ve hesabı kolay geçecektir. "Fakat kitabı sağından verilen kimse varya işte o, kolay bir hesapla hesaba çekilecek. Sevinçli olarak ailesine dönecektir." (İnşikak Suresi 7-9)

İsa peygamberin sorgulanma aşaması Kuranda şöyle geçer: "Allah: "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve annemi Allah'ın yanısıra iki ilah edinin diye sen mi söyledin?" dediğinde: "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sen'de olanı bilmem. Gerçekten, gaybı bilen Sensin Sen. Bana emrettiğinden başkasını onlara söylemedim. Benim de rabbim sizin de rabbiniz olan Allah’a kul olun (dedim). İçlerinde kaldığım müddetçe üzerlerinde tanıktım ama beni vefat ettirdiğin zaman onları gözetleyen sen oldun. Sen her şeye şahit olansın. Eğer onlara azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen üstün olan ve hikmetli hüküm verensin.’’ (Maide 116-118)

15) Ailesi ağladığı için ölüye azap edilmesi

İddia: Ölü, ailesinin kendisi için ağlamasından dolayı azaba çarptırılır. (Buhari, Cemiz 32,33,34)

Cevap: Bu söylenti de ağlayan insanları susturmak için uydurulmuştur. Bir adam ölü için ağlayanları görünce "yeter artık ağlayıp sızlamayın, sizin yüzünüzden ölü azap çekiyor, peygamber böyle demiş" diyerek ölünün yakınlarını iyi niyetle susturmak istemiş olabilir. Hadis uydurma sebepleri arasında iyi niyet de vardır. Hadis toplayanlar da bunu peygamber sözü sanmıştır.

16) Ayın yarılması

İddia: Abdullah b. Mes'ud şöyle nakleder: "Ay, Hz. Muhammed zamanında iki parçaya ayrıldı. Bir parçası dağın bir tarafında, diğer parçası dağın diğer tarafında idi. Peygamber bize "şahit olunuz..' dedi." (Buhârî, Tefsir, Sûretu'l-Kamer,1; Müslim, Kıyame, 44)

Cevap: Kuranda peygamberin mucizesinin Kuran olduğu, son nebiye mucize verilmeme sebebinin ise öncekilere yeteri kadar mucize verildiği halde yine inkar etmeleri olduğu geçmektedir. (17:59, 17:90, 29:50) Yani ay yarılsa bile müşrikler yine iman etmezdi ve "seni gidi sihirbaz, gözümüzü boyadın" derlerdi. Tıpkı günümüzdeki inkarcıların "melekleri görsem de inanmam halisülasyon gördüm deyip geçerim, ahirete gidip gelsem de inanmam kötü bir kabustan uyandım deyip geçerim" demesi gibi mekkeli müşriklere öncekiler gibi mucize gösterilmemiştir. Ayın yarılması ayeti ise gerçeklerin ortaya çıkması şeklinde bir mecaz anlatımdır. Ay yarıldı demek gerçekler ortaya çıktı demek olabilir.

Kuran ile uyumlu bir hadiste de peygamberimize mucize verilmediği söylenir: (4351)- Ebu Hureyre anlatıyor: "Resûlullah buyurdular ki: "Her peygambere mutlaka insanların inanmakta olageldikleri şeyler cinsinden bir mucize verilmiştir. Ama bana verilen (mucize) ise vahiydir ve bunu bana Allah vahyetmiştir. Bu sebeple kıyamet günü, diğer peygamberlere nazaran etbâı en çok olan peygamberin ben olacağımı ümid ediyorum." [Buharî, Fezâilu'l-Kur'ân 1, Î'tisâm 1; Müslim, İman 239, (152).]

Bu hadisi gören sünniler, "madem hadislere inanmıyorsun niye hadisle delil gösteriyorsun" diyorlar. Kuranla uyumlu olduğu için gösteriyoruz. Üstelik iki hadis de buharide geçiyor yani "ince eleyip sık dokudu, atını kandıran adamdan hadis almadı" diye yüceltilen adam iki versiyonu da yazmış, bir eleme yapmamış. Biz de bu iki versiyondan kurana uygun olanı ayeti desteklemek için kullanıyoruz. sünniler ise bu iki versiyondan Kurana zıt olanı beğeniyorlar çünkü Kurana uygun olan hadisler kafasında oluşturdukları dine uygun gelmiyor.

Hadisler 160 - 200 yıl sonra halktan duyulan söylentilerin derlenmesi olduğu için aralarında doğrusu da yanlışı da bulunuyor. Kuran müslümanları doğruları seçebiliyor, Kuransız müslümanlar ise yanlışları beğeniyor. Çünkü ayetler bilinç altına işlemdiği için kıyaslama yapamıyorlar. Mukayese edip Kurana zıt hadis ayrımını yapamıyorlar. Hadis yazarları zaten böyle bir ayrım yapmamış, güvenilir kişiden duydum diyerek her şeyi yazmışlar, hal böyle olunca "Buharide geçen uydurma hadisler" başlıklı yazı paylaşmak durumunda kalıyoruz.

Bunca ulema bilemedi siz mi bildiniz, 1400 yıldır bütün alimler bunlara sahih dedi de siz mi uydurma olduğunu anladınız diyenler acaba cevaplarımızdan kaç tanesine itiraz edebiliyor? Uydurma hadislere verdiğimiz cevaplar hadisçilerin de hoşuna gidiyor ve içten içe uydurma olduğunu fark ediyorlar. Ama çocukluktan itibaren söylentileri kuran gibi kutsadıkları içni bir türlü cesaret edip Kuran müslümanı olamıyorlar. Olamayınca da hurafeleri savunarak Allahı kızdırıyorlar ve hidayete eremiyorlar. Hidayete erebilmek için tek yol şucu bucu fırkaları bırakıp Kuran müslümanı olmaktır.

17) Sahabelere azil yapma iftirası

Uydurma hadis: Cabir'den naklen: "Biz Resulullah devrinde, Kur'an inerken azil yapıyorduk. Eğer ondan bir şey yasak edilecek olsa bizi Kur'an nehyederdi." (Buhârî, Kader, 4)

Cevap: Azil yapmak cinsel ilişki esnasında dışarı boşalmaktır. Sahabelere iftira eden bu hadiste cariyelere tecavüz ederken dışarı boşaldıkları söylenmiştir. Oysa islamda nikahsız ilişki gönüllü ise zinadır, gönülsüz ise tecavüzdür. Yani sahabelerin cariyelere tecavüz ettiği söylenerek dinimiz karalanmıştır ve inkarcılara alay etme malzemesi verilmiştir.

Kurana baktığımızda kadın ve erkeğin birlikte olması için evlilik şartı koyulmuştur. Cariye bile olsa koruyucu ailesinden isteyerek evlenme izni verilmiştir. (4:25) Cariyelerle evlenmek bile özel izinle helal kılınmış iken onları seks kölesi olarak görmek islam düşmanlarının uydurmasıdır. Şarlatanlar da "bir erkeğin 4 karısı olabilir ama 100 cariyesi olabilir, 99 cariyesi olsa ve karısı 100.cariyeyi almasına izin vermese karısı kafir olur" diyerek sınırsız kadına sahip olma şehveti uydurmuşlardır. İslam dininde cariye, fakirlerin evlenebileceği evlatlık kadınlar statüsündedir.

18) Acve hurması

İddia: "Kim sabah 7 acve hurması yerse geceye kadar ona zehir ve sihir tesir etmez." (Buhârî, Et’ıme 43, Tıb 52, 56; Müslim, Eşribe 155)

Cevap: Bir hurma satıcısının daha çok hurma satmak için yaydığı dedikoduya göre 7 acve hurması yiyene zehir ve büyü tesir etmiyormuş. Zehiri anladık diyelim ama büyünün bir yiyecekle tesir etmemesi bariz yalan olduğunu gösteriyor çünkü büyüden dua ile korunulur, bu yüzden felak ve nas suresi inmiştir.

19) Güneş çarpmasına karşı deve sidiği hadisi

İddia: "Ureyne ve Ukeyle kabilelerinden bir grup Medine’ye gelerek Müslüman oldular. Medine’nin havası onlara dokununca Peygamber onlara deve idrarını içmelerini öğütledi. Adamlar develeri dağıttılar ve çobanı da öldürdüler. Peygamber onları yakalattı, ellerini ve ayaklarını kesti, gözlerini oydu, çölde susuz ölüme terk etti. Biz onlara su vermek isteyince, Peygamber bizi engelledi.” (bk. Buharî, Vudu, 66; Tıp,5- 6; Diyat, 22; Müslim, Kasame, 9-11; Ahmed b. Hanbel III/107,163; Ebu Davud, Hudud,3; Tirmizi, Taharet, 55, Nesaî, Tahrimu’d-dem, 8-9)

Cevap: Caner Taslaman'ın Ebubekir Sifil'e "bu hadis sahih ise buyur iç, sana halis muhlis deve sidiği gitirdim" diyerek kavonozda uzatmasıyla gündem olan bir hadis. Arabistanda su niyetine içilen, Türk hacıların ise içince hastanelik olduğu bir konu. İdrarın necaset olması ve üzerimize sıçrayınca namazın kabul olmadığını hatta kabir azabı sebebinin üzerine idrar sıçratmak olduğunu söyleyen de sünniler, deve sidiği içmeyi tavsiye eden de sünniler. Devamında ise çobanın katillerini işkenceyle öldüren bir peygamber profili. Eğer böyle bir olay yaşanmış ise çoban nasıl öldürüldüyse o şekilde ceza verilmiş olması gerekir çünkü kısas cezası aynı şekilde karşılık vermektir. Muhtemelen peygamberi acımasız göstermek için böyle bir hikaye düzmüşler.

Diğer hurafeler için: uydurma hadis örnekleri yazımızı ve ikinci vahiy iddiası yazımızı okuyabilir ve sünnilerin islam tahrifatına şahit olabilirsiniz.

5 yorum:

  1. En azından bir metne baksaydı, farklı versiyonları da almış. Ne duyduysa yazmış, Kurana uygun mu zıt mı diye bakmamış. Halkla roportaj yapıp halk efsanelerini, çocuk masallarını bile peygamber sözü diye sunmuş. Vay bu kitaba iman edenlere ve ileri gidip vahiy ilan edenlere. Vay Kuranın ahsenel hadis olduğunu bilmeyenlere.

    YanıtlaSil
  2. Öncelikle şunu belirtmekte fayda var buharinin bile kendi ağzından söylediğine göre Peygamberimiz şunu demiştir dediği her cümle sahih hadis tır diyor,ama peygamber efendimiz demiş olabileceği sözünü de ztn açık kapı bırakıyor
    Amacınız belli buharının kitabına nazar degdirmek
    Tabiki en doğru kaynak hiç şüphesiz kuranı Kerimdir
    Bütün İslam alimleri buharinin sözlerini onaylamıştır

    YanıtlaSil
  3. Yolumuz Kuran dır kuran. Ortaçağdaki ulaşmaları boş geçelim eğer kurana ters ise

    YanıtlaSil
  4. İncil'e bozulmuş diyen araştırmayan ve sorgulamayan Müslümanlar nedense İncil ile aynı yollardan geçmiş, yüzyıllar sonra kağıda geçirilen ve kulaktan dolma bilgilerle hazırlanan hadislerin uydurma olduğuna inanamıyorlar, kafaları mı basmıyor yoksa işlerine mi gelmiyor..?

    YanıtlaSil
  5. Çok iyi yapmış onun bu kitabı eleştirme hakkı var sizene

    YanıtlaSil

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?