Kuran müslümanlığı hakkında bilgiler

Uydurulmuş din ve indirilmiş din farkı

Kuran okumak
Uydurulmuş din ve indirilmiş din arasındaki en bariz fark kutsalların farklı olmasıdır. İndirilmiş dinde tek kutsal vardır o da Kuran’dır. Uydurulmuş dindeki kutsalların sayısı belli değildir. Uydurulmuş din her inançtan esinlenerek ortaya karışık bir din çıkarmıştır. Uydurulmuş din mensupları ayet duyunca tüyleri diken diken olan Kuransız müslümanlara dönüşmüşlerdir. “Elhamdulillah Müslümanım” demekle yetinip Kuranı hayatlarından çıkarmışlardır. Böylece “Ya rabbi, toplumum Kuranı terk ederek benimsedi” (25:30) ayetinde bahsedilen güruhtan olmuşlardır. Sorsanız “Kuran için can feda, tek ayet için ölürüm” derler ama hepsi laf salatasıdır. Anladıkları dilde ayet işitince “bana ayet okuma, bırak o ayeti” diyecek halde gelmişlerdir. İnandıkları din islamdan o kadar uzaktır ki her cümleleri ayrı hezeyan barındırır. Bu kadar yermeye sebep olan örneklere geçelim. (Öğrenmeye kapalı olan mezhepçilerin okumaması önerilir, yazılarımız islamı öğrenmek isteyenlere hitap etmektedir)

Uydurulmuş din ve indirilmiş din farkı


1- İslamda kim hüküm koyabilir?


Uydurulmuş dine göre sadece Allah değil; peygamber, mezhepler, ulemalar da dinde hüküm belirleyebiliyor. Allahın serbest bıraktığı konularda hüküm getirerek dini zorlaştırmayı seviyorlar. Böylece çok ilahlı din ortaya çıkıyor. Dinde söz sahibi olmak için ilah olmak gerektiği için peygambere ,mezheplere, ulemalara hüküm koyma yetkisi verenler onları da ilah edinmiş oluyorlar.

İndirilmiş dine göre dinde tek söz sahibi vardır o da Allah tealadır. Ne elçisi ne de filanca büyük isim dini şekillendiren bir hüküm koyamaz.

"Sizin ve atalarınızın isimlendirdiği isimlerden başkasına tapmıyorsunuz. Allah onlar hakkında delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allahındır, kendisinden başkasına tapmamanızı emretmiştir. İşte bu din doğrudur lakin insanların çoğu bilmezler." [12/Yusuf 40]

İsimlere tapmak "filanca mezhep dediyse doğrudur, filanca evliya dediyse doğrudur, filanca ulema dediyse doğrudur" diyerek Allah demiş gibi iman etmektir. Böylece isimlere tapmış olunur. Halbuki "El hukmu illa Allah: hüküm sadece Allahındır"(12:40) buyurmuştur. Eğer hükmünde ortağı olsaydı ona da ilahlık verilmiş olurdu. Tek ilah Allah olduğuna göre ondan başkası din adına hüküm koyamaz, haram helal, farz vacip belirleyemez. Bir anlığına insanların da haram helal koyduğunu hayal edersek nasıl bir karmaşaya sebep olacağını tahmin edebiliriz. Birisi çıkacak "bana göre bu haramdır" diyecek, öteki çıkacak "bana göre şu haramdır" diyecek böylece haramlar kişiye göre değişecek. İşte mezhepler tamda bunu yapmış, kişiye göre değişen haramlar icad etmişlerdir. Bir mezhebe göre haram olan diğerine göre helal olabilir. Bu demek oluyor ki kişiye göre değişen haramlardan oluşan mezheplere tabi olanlar çok ilahlı bir dine mensup olurlar.

Deki: "Ne kadar kaldıklarını Allah bilir. Göklerin ve yerin gaybı ona aittir. Onu görendir ve işitendir. Onların ondan başka velisi yoktur. Hükmüne kimseyi ortak etmez." [18/Kehf 26]

Peygamberimiz bu ayeti okuyarak dini öğretiyor. "Ve la yuşriku fi hukmihi ehaden: Hükmüne kimseyi ortak etmez" (18:26) diyerek kendisini de işin dışına konumlandırıyor. "Kimseyi hükmüne ortak etmez" demek "peygamber olarak ben bile hüküm koyamam" demektir. Bu ayeti ona Allah söyletmiş, peygamberin ağzından çıkan sahih hadis olmuştur. Kuran tümüyle peygamberin ağzından çıkan sahih hadislerden oluşur. Bu yüzden Allah teala "ahsenel hadis: en güzel hadis" (39:23) demiştir Kurana.

2- Hadislere göre din olur mu?


Uydurulmuş dine göre peygambere isnad edilen rivayet kitapları dinin temelidir. Hatta Buhari ve müslim ortadan kalksa din çökermiş. Sanki islamın kaynağı Kuran değilmiş gibi rivayetler olmazsa islamın çökeceğini iddia edenler mevcut. Onlara göre dinin kaynağı rivayetler olduğu için yani ondan bundan duyulup dilden dile dolaşan söylentiler peygambere ait olduğu için rivayetlere şüphe etmeden iman etmek ve uygulamak gerekir. Sahih hadis ismiyle sunulan bu söylentiler, yazarı tarafından "ben bunların sahih olduğuna karar verdim, aklıma yatmayanları eleyip çöpe attım" demesiyle ortaya çıkan kitaplardır. Tıpkı kişiye göre değişen haramlar olduğu gibi hadisler de Kişiye göre değişen peygamber sözleridir, kişiye göre değişen sahihlerdir. Bu kişiye göre değişen sahih hadisler bazı uydurulmuş din mensuplarına göre vahiydir. Ondan bundan rivayet edilen, dilden dile dolaşıp türlü ilaveler yapılan sözlere vahiy diyen müptezeller mevcuttur. Bu yüzden kişiye göre değişen ve çoğu Kurana zıt olan bu söylentileri kabul etmeyenler dinden çıkmışlardır. Evet, dinden çıkmışlardır ama hangi dinden? Uydurulmuş dinden.

İndirilmiş dine göre söylentilerle değil, Allah'ın indirdiğiyle hükmetmek gerekir. Bir verinin kesin delil olabilmesi için ayetle desteklenmesi gerekir. Aksi halde %50 doğrluk payı olan bir iddia'dan öteye geçemez. Dinde uyulması gereken kaynağın Kuran olduğunu rabbimiz şöyle bildirir.

Gerçek şu ki, biz Tevratı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş nebiler, yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafir olanlardır. [5/Maide 44]

Maide 44.ayette Tevratı indirdik, nebiler tevratla hükmetti dedikten sonra "kim Allahın indirdiğiyle hükmetmez ise kafirlerdir" buyrulur. Tevrat zamanının kutsal kitabı olduğu için ona uymak gerekirdi. Kuran inince şeriat son halini aldı ve Kurana uymak farz oldu. Eskiden de kaynak kutsal kitaptı şimdi de kaynak kutsal kitap. Uyulması gereken kitap hiçbir zaman rivayet kitapları olmadı. Rivayetler bazı konuları daha iyi anlamaya vesile olsa da vahiy gibi görülemez, iman şartı yapılamaz, Kuranın önüne geçemez. Bizim uydurulmuş din ve indrilmiş din farkı yazma sebebimiz de şuculuğun buculuğun, mezheplerin, rivayetlerin Kuranın önüne geçirilmiş olmasıdır. Eğer müslüman olduğunu iddia edenler "Kuran + sünnet + icma + kıyas" demeden önce "kitabı her şeyin açıklayıcısı olarask indirdik" (16:89) ayetine iman etselerdi "uydurulmuş din" tabiri ortaya çıkmayacaktı.

Her ümmet içinde kendi nefislerinden üzerlerine bir şahid getirdiğimiz gün, seni de onlar üzerinde bir şahid olarak getireceğiz. Biz Kitabı sana, her şeyin açıklayıcısı, müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik. [16/Nahl 89]

Herşeyi açıklayan bir kitap indiyse herşeyin cevabını onda aramak gerekir. Onda bulamıyorsak serbest olduğunu anlamak gerekir. "Kuranda yoksa sünnete, sünnette yoksa ulema kararına, orada da yoksa kıyas yapılarak hüküm çıkarılır" diyenler ilave üstüne ilave yapmış olurlar. Kuranda yoksa o konu serbest bırakılmış demektir. İlle de hüküm aramaya gerek yoktur. İlle de bir hükme bağlayacağız diyenler yüzünden islam fıkhı içinden çıkılmaz bir hale getirilmiştir. Allah serbest bırakıyor ve kolay din gönderiyor, mezhepçiler kendi görüşlerini din yapmak için fıkıh kitapları yazıyor. Bu arada fıkıh demek anlamak demektir. Takvanız ne kadar artarsa fıkhetme yeteneğiniz de o kadar artar.

3- Aracılık nedir?


Uydurulmuş din mensuplarının apaçık konuları anlayamama sebebi Allahı yeterli görmemeleri ve ona teslim olmamalarıdır. Hatta "Direk Allaha bağlanan şeytana bağlanır" diyen şarlatanlar bile vardır. Sizi Allahtan uzak tutmak için ellerinden geleni yaparlar, aracılar koyarak Allah ile aranıza engeller getirirler. Kendinizi aşağılamanızı, dua etmeye bile layık görmemenizi, Allahtan çoook uzak olduğunuza inanmanızı isteyip Allah'a yaklaştıracak aracılar edinmenizi isterler. Şirk tarih boyunca bu oyunla devam edegelmiştir. Dünyanın çeşitli yerlerinde aracılık şirki çok yaygındır. Bazı yerlerde put tasvir ederek bazı yerlerde put tasvir etmeden aracı edinerek şirke düşenler vardır.

İndirilmiş dinde aracılık mekkeli müşriklerin de içine düştüğü şirk türüdür. Mekkeli müşrikler lat, menat, uzza, hubel gibi evliyaların heykelini yapıp onlardan medet ummuşlar, şefaat dilenmişler, aracı edinmişlerdir. Allah ile aralarına evliyaları ve melekleri koymuşlar böylece dindar olduğunu zannederken müşrik olmuşlardır. Hayatları kâbeye hizmet ederek geçen bu dindar müşrikler, peygamberimiz gerçek dini anlatmaya başlayınca sinirden kudurmuşlar ve şöyle demişlerdir:

Dediler ki: "Sen bize yalnızca Allah'a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten doğru isen, bize vadettiğin şeyi getir bakalım." [7/Araf 70]

Mekkeli müşrikler sadece Allah'a bağlanmayı, sadece Allahın dediklerini kabul etmeyi yeterli görmüyor ve başka evliya hükümleri istiyorlar. Ataları bu yanlışa düştüğü için kendileri de devam ediyor ve atalarının yanlış yaptığına hiç ihtimal vermiyorlar. Eskiden yaşayanları o kadar kutsamışlar ki toz kondurmuyorlar. Allah'a inanmakla ilgili bir sorunları yok, Allah'a zaten inanıyorlar ama onu yeterli görmüyorlar. atalarından gördükleri sünnet - mezhep öğretilerini peygamberin mesajına tercih ediyorlar. Tıpkı günümüz mezhepçileri gibi ayet duyunca kaçıyorlar. "Sanki onlar aslandan kaçan yaban eşeği gibidir." [74/muddessir 50-51]

Şimdi aracılığın şirk olduğunu bildiren ayetlere bakalım.

Dikkat edin! Katışıksız din Allah’ındır. Onun aşağısından evliya edinen kimseler ‘’Onlara tapıyoruz ki bizi sunarak Allah’a yaklaştırsınlar’’ (derler) Şüphesiz Allah, onların ihtilaf içinde oldukları konuda hükmünü verecektir. Şüphesiz Allah o yalancı ve nankör kişileri hidayete erdirmez/doğru yola iletmez. [39/Zumer 3]

Mekkeli müşrikler kendilerini allah'a sunacak evliyalara yalvarıyor. "Ey lat, ey menat! sana yalvarıyorum, şehit olduğun için ölü değilsin beni işittiğini biliyorum. Benim ne kadar iyi bir insan olduğumu Allah'a anlat, bu isteğimi kabul etmen için sana koyun kurban edeceğim, yeterki Allah'ın yanında benden bahset, kıyamet günü de bana şefaat et, beni Allahın yanında savun ki Allah beni cehenneme atmasın" tarzında konuşarak eskiden yaşamış evliyalara ve meleklere yalvarırlardı. Bu hatalarını Allah teala şöyle eleştirmişti.

Allahın aşağısından kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: 'Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir' derler. De ki: 'Siz, Allah'a göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve yücedir.' [10/Yunus 18]

Mekkeli müşrikler en tepeye Allah'ı koymuşlar, en aşağı da kendilerini koymuşlar, ortadaki boşluğu evliyalar ile doldurmuşlardı. Allah'a daha yakın olduğunu düşündükleri kişileri Allah ile aralarına koymuşlar (min duni Allahi: Allahın aşağısından) ilahlar edinmişlerdi. Konu Allahtan başkasına yalvarmak ve şefaat dilenmek olunca otomatikmen onu ilah edinmiş oluyorlardı. Günümüzde de "yetiş ya gavs, imdat ya filanca, şefaat ya resulullah" diyerek Allahtan başkasına yalvarıp mekkeli müşrikler gibi davranan dindarlar vardır. Dindar ama hangi dinin dindarı? Uydurulmuş dinin dindarı olanlar ölülere yalvarmakta sakınca görmüyorlar hatta bunu savunmak için Allah dostu dedikleri kişileri referans gösteriyorlar. Allahı yeterli görmedikleri için başka kişilerin sözlerini tercih ediyorlar. Genellikle tasavvufçularda görülen ölülere yalvarma hastalığı Kuranda bahsedilen aracılık şirkinin birebir aynısıdır.

4- Trajı komik inançlar!


Uydurulmuş dine göre sahih olan ama aklı başında insanlara komik gelen konular vardır. Örneğin kertenkele öldürmek uydurulmuş dinde sevaptır çünkü Hz. İbrahim ateşe atılınca ateşe üflediğine inanılır. Hatta gaza getirip daha fazla kertenkele öldürülmesi için sevap miktarını bile düşünüp "kertenkeleyi bir vuruşta öldürene 100 sevap, iki vuruşta öldürene 50 sevap var" demişlerdir. Kertenkeleden korkan birinin uydurduğu bu sözler peygamber sözü zannedilmiş ve sahih dedikleri kitaba alınmıştır. (Bak: kertenkele hadisi)

İndirilmiş dine göre İbrahim peygamberi hayvanlar kurtarmamış, Allahın ateşe "serin ve selametli ol" (21:69) emriyle kurtulmuştur. Ayrıca islamda atasının suçunu torununa yüklemek yoktur. Eğer böyle bir olay yaşanmış bile olsa bugünkü kertenkeleler suçlu olmaz çünkü dedesi suç işlemiştir. Kaldı ki bir kertenkelenin tevhid ehli peygamberle ne gibi alıp veremediği olabilir? Bu kertenkele puta tapanlardan mı hoşlanıyor ki putları kıran peygambere düşman oluyor? Tabi böyle mantıklı sorular uydurulmuş din mensuplarına saçma gelmekte ve kertenkele öldürüp sevap kazanmanın sahih olduğuna inanmaktalar. Bu yüzden yazıyı "islamı öğrenmek isteyenler" için yazdığımız söyledik. Hadis + sünnet + mezhep öğretileriyle aklı kirlenmiş olanlar bu yazılardan hiçbir şey anlayamazlar. Çünkü ilk önce Kuran okumamışlar, din öğrenmek için farklı şeylere yönelmişlerdir.

5- Kuranı anlamak!


Uydurulmuş dine göre kuran anlaşılmaz bir kitaptır. Konuları üstü kapalı şekilde geçiştirmiş, açıklama yapmayı peygambere bırakmıştır. Yani islamı öğrenmek için Kuran okunmaz, hadis ve mezhep kitapları okunur. Eğer bir mezhepçinin yazısını okusaydınız işte bu savunmayı görecektiniz. Sizi Allahın vahyinden uzak tutmak için "Kuran anlaşılmazdır, biz kim Kuranı anlamak kim, dini öğrenmek için hadis okumak lazım, evliya kitapları okumak lazım" diyerek kutsal kitabınızdan uzak tutmaya çalışan cümleler görürsünüz. Dünyada cahil bırakan, ahirette hüsrana uğratan bu sözde dindarlar sakal uzatıp sarık takarak şekil yaparlar ve insanların gözünü boyarlar.

İndirilmiş dine göre Kuran anlaşılması için indirilmiştir. Eğer anlaşılmaz bir kitap olsaydı ondan sorumlu da tutulmazdık ve "Şüphesiz o (kuran) sana ve kavmine zikir/öğüttür. Yakında sorulacaksınız." [43/Zuhruf 44] denmezdi. Arapça inme sebebi de indiği toplumda arapça konuşulması sebebiyledir. Farklı dillere doğru şekilde tercüme ederek Kuranı büyük oranda anlayabiliriz. (Bak: Kuranı anlamak için arapça)

Kuranı anlamak sadece hoca efendilere, ulemalara has birşey değildir. Samimi şekilde islamı öğrenmek isteyen, kendi fikrini katmadan Allahın mantığını kabul eden insanlar Kuranı %90 oranında anlayabilirler. Kuranı açıklamayı yüce Allah kendi üzerine almıştır. Çünkü Kuranı açıklamak insanlara kalsaydı farklı görüşler Allahın dini zannedilecekti. Peygamberimiz bile Kuran tefsiri yazmamıştır çünkü ayetler birbirini açıklamaktadır. Kuranın kendinden tefsirli olduğunu peygamberimiz şöyle açıklar:

"Elif, lam, ra! Bu kitap ayetleri sağlam kılınmış sonra habir ve hakim (olan Allah) tarafından fasıl fasıl açıklanmıştır. Sadece Allah'a kulluk edin diye böyledir. Ben ise size onun tarafından (gönderilmiş) uyarıcı ve müjdeleyiciyim. [11/Hud 1-2]

Kuranın Allah tarafından açıklandığını, peygamberimizin ise Allahın gönderdiği uyarıcı ve müjdeleyici olduğunu anlatan Hud 1-2.ayetler peygamberimizin neden Kuran tefsiri yazmadığını anlamamızı sağlar. Peygamberimiz müminleri cennet ile müjdeleyen, münkirleri ise cehennem ile uyaran bir elçidir. Bir padişahın gönderdiği elçinin görevi mesajı iletmektir. O mesajı aynen iletir, o mesaja ilave yapmaz ancak daha iyi anlaşılması için soruları yanındaki bilgiye dayanarak cevaplayabilir. İşte peygamberimiz de sorulara cevap vermek için ayet inmesini beklemiş, ayet inmeden kendi fikrini söylememiştir. En doğru cevabı Allah vereceği için "deki" ile başlayan ayetler inmiştir.

6- Ehli sünnet olmak!


Uydurulmuş dine göre ehli sünnet olmak için incillerin dörde düşürülmesi gibi dörde düşürülen dört mezhepten birini kabul etmek ve kütübi sitte denilen 6 hadis kitabına iman etmek gerekir. Eğer sünnilik dininin hanefilik mezhebine, şafiilik mezhebine, hanbelilik mezhebine, malikilik mezhebine tabi değilseniz ehli sünnet sayılmıyorsunuz. Ayrıca Buhari ve müslimde geçen bütün iddiaları koşulsuz şartsız, yanlış bile olsa kabul etmedikçe de ehli sünnet olamıyorsunuz. İsmi lazım değil bir hoca "bir söz buhari ve müslimde geçiyorsa tartışmam, gök aşağısıdır yer yukarısı yazsa kabul derim" diyerek yanlışa bile iman ettiğini itiraf etmişti. İşte bu zihniyet kendine ehli sünnet demektedir.

İndirilmiş dine göre ehli sünnet olmak için tabi ki Kurana uymak gerekir. Çünkü sünnet peygamberimiz gibi Kurana uymaktır. Kuransız müslüman olarak nasıl ehli sünnet olunabilir? Peygamberimiz ve sahabeler Kurana uymuştur. Sonraki tabiin nesli de Kurana uymuştur. Ne olduysa ondan sonra olmuş, tabiin neslinden sonraki (sahabeleri gören nesilden sonraki) nesiller Kurandan uzaklaşmaya, rivayetlere sarılmaya, farklı toplumların dini inanışlarının etkisinde kalmaya başlamıştır. Siyasi yönetimin de etkisiyle mezhepler hakim kılınmış, Kurana uyanlar mürted ilan edilmiştir. Peygamberden sonra gerçek islam fazla dayanamamıştır çünkü islam düşmanları Kuranı beğenmemişler ve henüz peygamberimiz hayattayken bile "bize bundan başka kuran getir yahut bunu değiştir" (10:15) diyerek başka kuran istemişlerdir. Bu kişiler peygamberimizin vefatından sonra halkı saptırmaya başlamış, Kurandan uzak tutmuştur. O günden beri ehli sünnet olmak için Kuransız müslüman olmak gerektiği zanendilir.

Bu yazımızda uydurulmuş din ve indirilmiş din farkını anlatamaya çalıştık. Uydurma hadis örneklerine bakarak daha fazla bilgi edinebilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?